•  12/10/2008 - 40.ODA

40. Oda
Ne kadarınız gerçek sizin, kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki kilitler altında sakladığınız gerçek duygularınızla, gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor hayatınıza, söylenmeyen neler var kuytularda, hani kendinizden bile sakladığınız, bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz içinizde...??? Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri? Sevip de söyleyemediğiniz, özleyip de açıklayamadığınız ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize gömdüğünüz oluyor mu, korkaklıklar var mı, kalleşlikler var mı, yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi bekliyor...???
Göründüğünüz insan mısınız siz, yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur içinizde ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi taşıyorsunuz? Derununuzda neler saklıyorsunuz? Ne kadarınız gerçek sizin?
Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz, yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız, gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı saklıyorsunuz, açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?
Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde, günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp Tanrıyı mı kırmaya uğraşıyorsunuz? Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz yoksa...???
Uzun bir yolculuğa çıkar gibi duygularınızla düşüncelerinizi denklere sarıp da içlerinizde bir yerlere mi yerleştirdiniz, bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve denklerinizi hiç açmayacağınızı bilerek... Bir gün çıldırsanız da bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça söyleseniz, neler duyacağız sizlerden, gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya, yoksa korkaklığın altında, bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi büyümüş yiğitlikler mi?
Kızgınlıklarınız yok mu sizin, öfkeleriniz, isyanlarınız? Aşklarınız yok mu? Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz? Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya, kendinize şaşar mısınız, hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer, dile getirilmeyen özlemler, söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler, hangi boşvermişlikler, hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz kendinizden? Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı turuncu pırıltılı külrengi bir gecede, şimşeklerle boşanan yağmur başladığında şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz, ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi, bu kadar gerçeği o odada saklayıp, hayatı yalan yaşadığınızı farketmek nasıl bir sarsıntı yaratıyor? yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de ıssız gece, sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu, korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden, kırkıncı odanız size de mi kapalı, kendi kendinize bile mahrem misiniz?
Ne kadarınız gerçek sizin? Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir? Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan, hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu, kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek istemiyor musunuz, bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?
Şöyle rahatça bütün duygularınızı, bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara, kendinizi bile yanınıza almadan.
Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız kimleri saklıyorsunuz koynunuzda, yüksek sesle eleştirip de içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var, kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi korkaklığınızdan utığınızın itirafını nerelerde gizliyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin? Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size? Neler var kırkıncı odada? Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı, kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalan mı yaşıyorsunuz? Niye yapıyorsunuz bunu? Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede belki... Belki de hiç açmazsınız, kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü, kendinizden sıkılarak...
AHMET ALTAN |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
•  15/8/2008 - YARİM HAZİRAN...
 
YARİM HAZİRAN
Kimbilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle… Kimbilir kaç yazı karşıladık kan ter içinde… İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk Haziran’dan beri… Yaşgünlerimin fener alayı, ilkyaz günahlarımın tanığısın… Tanığısın yüzüme düşen gözlerin, terime değen ellerin… Senle başlayıp, sende bitirdim bunca yılı… Sendin hararetli yılsonu muhasebelerimin değişmez takvim yaprağı… Tutkunum sana… Sadık, itaatkar ve hayran… Yarım Haziran…Hasretle bekleyip, iple çektim gelişlerini çoğu zaman… Sen hep iki bahar arasında, hazlar zamanı çıkageldin; eteklerinde ilkyaz coşkuları ve isyanlarla… Haziranlarda aşık, haziranlarda pişman, haziranlarda ergen oldum. İşte burada yıllar yılı getirip, iadesiz taahhütsüz önüme atıverdin eski yaşlar… Kimi hakkınca yaşanmış, kimi belki hiç yaşanmamış… Kimi çocuk, kimi genç, kimi olgun… Her serin baharın ardından yaz kokulu, yıldızlı müjdeler taşıdın bana… Hararetli ve çıplak Temmuz akşamları vadettin… peşisıra hazan geldiğini hissettirmeksizin bir süre… Gün oldu tomurcuk olup çiçek boyverdin; gün oldu şiddet yüklü bir öfke bulutuna tutunup seller yağdırdın gecikmiş bahar dallarının üzerine… hazırlıksız… insafsız… Öncesiz ve sonrasız aşklarda oyaladın beni… kimi gerçek çoğu, çoğu yalan… Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi öğrettin; üzerine kırağı düşmüş beyaz bir gül kadar taze… bir o kadar kusursuz… Anladım ki, Haziran’da sevmek yaman… Yarım Haziran..Ocaklar kurdum sıcacık… Aşım, eşim, işim oldu katıksız, riyasız… Oğullar ve gecikmiş heyecanlar verdin bana… Gidemediğimiz uzak denizleri çocuklarımıza isim yaptık… onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi… Geride kırık dökük onlarca Haziran bırakarak karşıladık yarınları… Ve sen bağışladın hatalarımı yılsonu bilançolarında… Sorguda ele vermedin beni… Tanıyamadılar kimlik tesbitinde bedenimi, kalbimi… Kimbilir kaç sırrı sakladın… Kaçını ele verdin o gecikmiş hesaplaşmalarda… Sen ilkyazdan alıp güze açarken kapılarını… ben yazın sarhoşluğundan sonbahar serinliğinden aydım. Seni beklerken kendime vardım. Yadsıyamam, Sevildim ve sevdim çoğu zaman… Müsebbibi sensin… Yarim Haziran! … Yaşım büyüse de büyümedi içimdeki çocuk… ama zamanla olgunlaştı Haziranlarım… Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi… Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım… Haziran doğumlu… Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin’den artakalan: Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğim/ uy anam anam…/ Haziran’da ölmek zor”… Lakin doğmak da zor Haziran’da… Yaz kapıyı çalsada; biliyoruz sonu hazan… Yine de seviyorum seni… Yarım Haziran! …
CAN DÜNDAR |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
•  27/3/2008 - ÖĞRENDİM Kİ...

Ogrendim ki... Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsiniz. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, Gerisini karsi tarafa birakirsiniz. Ogrendim ki... Guveni gelistirmek yillar aliyor, Yikmak bir dakika. Ogrendim ki... Hayatinda nelere sahip oldugun degil Kiminle oldugun onemli. Ogrendim ki... Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mumkun Ama sonrasi icin bir seyler bilmek gerek. Ogrendim ki... Kendini en iyilerle kiyaslamak degil Kendi en iyinle kiyaslamak sonuc getirir. Ogrendim ki... Insanlarin basina ne geldigi degil O durumda ne yaptiklari onemli. Ogrendim ki... Ne kadar kucuk dilimlersen dilimle Her isin iki yuzu var. Ogrendim ki... Olmak istedigim insan olabilmem Cok vakit aliyor. Ogrendim ki... Karsilik vermek Dusunmekten cok daha basit. Ogrendim ki... Butun sevdiklerinle iyi ayrilman gerek Hangisi son gorusme olacak bilemiyorsun. Ogrendim ki... 'Bittim' dedigin andan itibaren Pilinin bitmesine daha cok var. Ogrendim ki... Sen tepkilerini kontrol edemezsen Tepkilerin hayatini kontrol eder. Ogrendim ki... Kahraman dedigimiz insanlar Bir sey yapilmasi gerektiginde Yapilmasi gerekeni Sartlar ne olursa olsun yapanlar. Ogrendim ki... Affetmeyi ogrenmek deneyerek oluyor. Ogrendim ki... Bazi insanlar sizi cok seviyor Ama bunu nasil gosterecegini bilemiyor. Ogrendim ki... Ne kadar ilgi ve ihtimam gosterseniz Bazilari hic karsilik vermiyor. Ogrendim ki... Para ucuz bir basari. Ogrendim ki... En iyi arkadasla sıkıcı an olmaz. Ogrendim ki... Dustugun anda seni tekmeleyecegini dusunduklerinden bazilari Kaldirmak icin elini uzatir. Ogrendim ki... Iki insan ayni seye bakip Tamamen farkli seyler gorebilir. Ogrendim ki... Asik olmanin ve aski yasamanin cok cesidi vardir. Ogrendim ki... Her sartta kendisiyle durust kalanlar Daha uzun yol yuruyor. Ogrendim ki... Hic tanimadigin insanlar, iki saat icinde, senin hayatini degistirir. Ogrendim ki... Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatir. Ogrendim ki... Duvarda asili diplomalar Insani insan yapmaya yetmez. Ogrendim ki... Ask kelimesi ne kadar cok kullanilirsa, anlam yuku o kadar azalir. Ogrendim ki... Karsisindakini kirmamak ve inanclarini savunmak arasinda cizginin nereden gectigini bulmak zor. Ogrendim ki... Gercek arkadaslar arasina mesafe girmez. Gercek asklarin da! Ogrendim ki... Tecrubenin kac yasgunu partisi yasadiginizla ilgisi yok, Ne tur deneyimler yasadiginizla var. Ogrendim ki... Aile hep insanin yaninda olmuyor. Akrabaniz olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve guven ogrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik degil. Ogrendim ki... Ne kadar yakin olursa olsunlar En iyi arkadaslar da ara sira uzebilir. Onlari affetmek gerekir. Ogrendim ki... Bazen baskalarini affetmek yetmiyor. Bazen insanin kendisini affedebilmesi gerekiyor. Ogrendim ki... Yureginiz ne kadar kan aglarsa aglasin Dunya sizin icin donmesini durdurmuyor. Ogrendim ki... Sartlar ve olaylar, Kim oldugumuzu etkilemis olabilir. Ama ne oldugumuzdan kendimiz sorumluyuz. Ogrendim ki... Iki kisi munakasa ediyorsa, Bu birbirlerini sevmedikleri anlamina gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamina gelmez. Ogrendim ki... Her problem kendi icinde bir firsat saklar. Ve problem, firsatin yaninda cuce kalir. Ogrendim ki... Sevgiyi cabuk kaybediyorsun, pismanligin uzun yillar suruyor
ATAOL BEHRAMOĞLU
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
•  6/1/2008 - ANLATAMADIM
•  1/1/2008 - BEN
Oturdum bir köşede Sessizliği dinledim Son zamanlarda ne kadar aptal oldum Bunu hissettim
Baktım kelebeklere Kalbimi gözlemledim Ne kadar hassaslaşmış Bunu öğrendim
Uzandım sonsuzluğa Gözlerimi okudum Nasılda masumlardı Tekrar tekrar dokundum
Baktım insanlığıma Şöyle bir sorguladım Acaba normal miydim? Bunu pek anlamadım
Sonra kalktım ayağa Hayatı bir izledim Biraz acımasız geldi Döndüm içime gizledim…
B.ERASLAN |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|